SOSYAL/KÜLTÜREL HAYAT |
|
DÜĞÜNLER
Dede Korkut hikâyelerinde yüzyıllardır anlatıla gelen düğünlere baktığımızda Anadolu`da özellikle kırsal kesimlerde, düğünlerin özü bakımından pek değişimin yaşanmadığına şahit oluruz. Dede Korkut hikâyelerinde ve diğer halk hikâyelerinde geçen “tepeleme etler, kaynayan kazanlar, ardı arkası kesilmeyen misafirler, şenlik havasında geçen yarışma ve oyunlar'' yaşadığımız bunca kültür erozyonuna rağmen ayakta kalmayı başarmış geleneklerimizdendir. Düğünleri bir yörenin mahallî kültür deposu olarak ele aldığımızda karşımıza o yörenin yemekleri, türküleri, manileri, gelenek ve görenekleri, giyim-kuşamı, hatta dinî ve ahlâkî yapısının çıktığını görürüz. Yıldızeli köylerinin geniş bir coğrafyaya yayılmış olması sebebiyle, elbetteki pek çok bakımdan olduğu gibi düğün âdetleri bakımından da farklılıklar göze çarpar; ama bu farklılıklar, geleneklerin özünden ziyade icra ediliş tarzındadır. Kalın`dan birisi, Kızıllı`daki bir düğünde yabancılık çekmeden eğlenebilir ve düğün âdetlerini yerine getirebilir. Bakırcıoğlu`ndan birisi ise size Yolkaya`daki düğünleri ayrıntılı bir şekilde sunabilir.
YEMEKLERBeslenme, organik bir süreç olmasının yanı sıra aynı zamanda da kültürel bir olgudur. Farklı toplumların farklı kültürlere sahip oldukları bir gerçektir. Yemek yeme alışkanlıkları da kültürün bir öğesi olması nedeniyle çeşitli toplumlara göre farklılıklar gösterir. Bir insanın ne yediği, coğrafî koşullara bağlı olmakla birlikte onun kültürüne de bağlıdır. Ülkemizde yemek yeme alışkanlıkları tarihsel olarak, bölgesel olarak; hatta köy, kent gibi yerleşim birimlerine göre de değişiklik gösterir.
Bir tarım ve hayvancılık ülkesi olan yurdumuzda hemen her çeşit sebze ve meyve yetişmektedir. Yemek yapmaya elverişli yabanî otlar yönünden de topraklarımız zengindir. Hayvancılık, Türklerin tarih başlangıcından beri dayandıkları en önemli ve belki de zaman zaman tek ekonomik temel uğraşısı olmuştur. Buğday ise Türk halkı ekonomisinin ikinci temelini oluşturur. Türk mutfağının birinci zenginlik sebebi, yukarıda saydığımız yiyecek ve içecek hammaddesi kaynaklarımızın bolluğu ve çeşitliliğidir. Günümüzde Anadolu'da sofra düzenleriyle, pişirme yöntemleriyle, kış için hazırlanan yiyecekleriyle, araç-gereçleriyle ve yemekleriyle zengin bir mutfak kültürü yaşamaktadır. Yıldızeli yöresi de mutfak kültürü açısından zengin bir ilçedir. İlçeye özgü yemeklerden bazıları şunlardır:
Ekmek Aşı (Ekmâşı): Soğan yağ ile kavrulur, içine kıyma ve bulgurla birlikte su ilave edilir. Kızartılan ekmek dilimleri yemek içine konulur. Madımak : İlkbaharda kırlarda çok görülen yabanî bir ot olan madımak, toplandıktan sonra çöpleri ayıklanarak yıkanır ve doğranır. Doğranan madımaklar bulgurla karıştırılır, içerisine biraz kemikli et veya pastırma konularak pişirilir. Yemek soğuduktan sonra yoğurtlanarak da yenilebilir. Su Böreği (Subürâ): Hamur, küçük küçük kareler şeklinde kesilir ve kaynatıldıktan sonra süzülür. Üzerine sarımsaklı yoğurt ve tereyağı dökülür. Kelecoş : Kıyma ve soğan yağda kavrulduktan sonra “keş ayranı” ile karıştırılır. Bir müddet ateşte tutulduktan sonra çekilir. Kelecoş, bir kış yemeğidir. Efelik Sarması (Evelik Sarması ): Geniş yapraklar şeklinde olan efelik otu önce haşlanır. Bulgur, un, tuz, karabiber karıştırılarak harç yapılır ve bu harç efeliklere sarılarak pişirilir. Soğuduktan sonra üzerine sarımsaklı yoğurt ve tereyağı dökülür. Ayran Çorbası (Gatıhlı Çorba ): Bir kâse yarma, suda haşlanır ve soğutulur. Üzerine yoğurtla birlikte tereyağı ve kavrulmuş nane dökülür. Mumbar : Baharat ve kıyma ile karıştırılmış olan bulgur, ince bağırsağa doldurulur ve kaynatılır. Haşlama işleminden sonra kızartılır. Hıngel :Kareler şeklinde kesilmiş hamurların içine kaynatılmış ve ezilmiş patates konularak haşlanır. Haşlama işleminden sonra üzerine bolca tereyağı dökülür. Kesilen hamurlar, boş olarak da pişirilebilir. Boş pişirilen hamur ya yoğurtlanır ya da üzerine çökelek dökülerek yenir. Bu yemeklerin yanı sıra yöreye özgü birçok çörek ve ekmek çeşidi de vardır: Pağaç, gilik, eşkili, iki yüzlü, karakız katmeri, gagala, gömbe (kömbe), çökelikli, bişi... GİYİM-KUŞAM
Giysi, bir toplumun ve o toplumu oluşturan bireylerin zevklerini, yaşam tarzlarını ve karakterlerini yansıtır. Giysiler, bir toplum içerisinde anlaşma ve uzlaşma biçimidir. Aynı tarz giysileri giyen insanlar arasında toplum düzenini sağlayan gizli bir sözleşme vardır. Giyim, beğeninin ve dolayısıyla uygarlığı ve ahlâkı etkileyen değerlerin ifadesidir. Toplumu ve devri sembolize eder. Son yıllarda pek çok alanda olduğu gibi giyim-kuşam alanında da ülkemizde yörelere özgün çeşitlilik giderek kaybolmaktadır. Yıldızeli'nde yöresel giysileri artık dedelerimizin, ninelerimizin veya folklor ekiplerimizin üzerinde görebilmekteyiz. Yıldızeli yöresinde eskiden erkekler fes veya şapka takar, şalvar ve cepken giyerlermiş. Fes, günümüzde sadece erkekler tarafından kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra –özellikle köylerde- kasket takma geleneği de devam ettirilmektedir. Yörede eskiden kadınlar, üç etek, şalvar giyer; şal ve önlük takarlarmış. Köylerde hâlâ kadınlar tarlada çalışırlarken şalvar giymekte, madımak toplarken önlük takmaktadırlar. Kadınlar başlarını, “bürük ” denilen yazmayla; genç kızlar ise, “ İstanbul başı ” denilen ve yüzü açıkta bırakacak biçimde örterler. Köylerde ayakkabı olarak ise çoğunlukla çarıkların yerini lastik veya naylon ayakkabılar almıştır. Lastik ayakkabının parlak ve lüks olan çeşidine “cizlavut” denir. YILDIZELİ YÖRESİ AĞZINA AİT BAZI KELİME ve SÖYLEYİŞLER*Aba, abu: Anne Abo: Bir hayret nidası Abulobut: Kaba, görgüsüz Ahdaracah: Sacın üzerinde pişirilen yufkayı döndürmekte kullanılan yassı tahta Al: Düğünlerde damadın sırtına üçgen şeklinde takılan kırmızı ve pullarla süslenmiş bez Ala seyfiye: Rastgele Alaca: Ağaç dallarından ve çıtalardan yapılmış bahçe kapısı Alacıh (Alaçuh): Bahçe ve bostanlara yapılan küçük, derme çatma kulübe Alışlanmak: Tutuşmak, yanmak Âmannamah: Yana yatmak Angel: Doğuştan hadım olan boğalara verilen ad Apartuman: Apartman Âri: Eğri Aşırma (Aşurma): En büyüğün bir küçüğü olan orta büyüklükte iki kulplu kazan Azap: Çalıştığı evde kalan ve evin bir çok işiyle birlikte genellikle hayvanlarının bakımıyla ilgilenen işçi Azuh: Azık. Badal: Küçük çukur, merdiven Batal: Büyük Bayahdan: Az önce Becek: Bucak, köşe. Behen: (Kars göçmenlerinin dilinde) Bana Belinglemek: Çok şaşırmak Beninen: Benimle. Beyle, şeyle, eyle: Böyle, şöyle, öyle. Bezük: Turuncu renk Bıldır: Geçen yıl Boyunduruh: İki öküzü yayana sabit tutmaya yarayan, yaklâşık iki metre boyundaki ağaç Bunaçe: Bu geçe, ırmağın bu tarafı. Cağ: Uzun ve yontulmamış ağaç parçası Cağlıh: Eski tip evlerde banyo Cahal: Cahil. Cemek(Cemak): Pulluğa bulaşan çamurları temizlemeye yarayan ucu keskin ve yassı olan bir alet Cılban (Cıblan): Bir tür yaban fiği Cıncıh: Bilye Cicik: Meme Comart:Cömert Çalhama: Yağı alınmış yoğurdun ayranı Çamdı (Çamdu): Tavan Çemkurmek: Havlamak, bağırmak Çente: Çanta. Çerlemek: Kabaca ölmek Çimmek: Yıkanmak Daal, doğul: Değil Dâmek: Değmek Deligannı, delânnı: Delikanlı Dene: Tane Dıhız: Çok dar olan Döşürücü: Köy köy dolaşan dilenci Dürmeç: Ekmeğin içine bir şeyler konularak silindir biçiminde sarılmış şekli, dürüm Eccük: Azıcık Ellaham : “Allah u a'lem”den galat, Allah bilir. Eme: Hala, babanın kız kardeşi Essah: Sahi, gerçek Fetil: Yufkadan biraz kalın olarak yapılan sac ekmeği Fıhramak: Ekşimek Galguç: Havuç, çiğdem gibi şeyleri sökmeye yarayan ucu sivri değnek Gamga: Ağaç yongası ya da kabuğu Gapçuh: Buğdayı yıkadıktan sonra arta kalan saman Garametli: Çilekeş, cefakâr Gaspanek: Kasten, bilerek Gaşmah: Kaçmak Gater: kadar Gatıh, çalhama: Ayran Gelengü: Gelincik Gıdalah: Bir çeşit çocuk oyunu, bu oyunda kullanılan yassı taş. (Yine bu oyunda kullanılan yumurta şeklindeki taşa da “fodalah” denir.) Gıdıh: Çene Gılavlamah: Tırpanı masatla keskinleştirmek Gıllım gaga: Sopalarla oynana bir tür çoban oyunu. Go: Kadınlara seslenmek için kullanılan bir tür nida Gozer: Kalburdan daha büyük olan bir tür eleme aracı Gugü: Karamuk denilen çalı şeklindeki bir ağacın meyvesi Hakkat: Hakikat Heçik: Evin tavanına atılan kalın ağaç Hekmet: Hikmet Helik: Orta büyüklükteki tezek, küçük taş parçası Heri: Herif, kişi Hezan: İri yarı. Horuz: Horoz. Hökumet: Hükümet Ilınçah: Beşik Ilışlamak: Sıcak suyla soğuk suyu karıştırmak, ılıştırmak. Isıcah: Sıcak. İdare: Gaz lambası İğeşmek: Kendisine ait olan bir işi başkasına yaptırmak istemek İlazım: Lazım Kendilemek: Kin gütmek Keşik: Sıra Kışkırlemek: Köpeği, birinin üzerine salmak. Köm: Toplu. Kösnü: Köstebek Kurün: Hayvanların yem yedikleri ve su içtikleri yer Kusmuk: Yumruk Kuşüm: Endişe Lehlemek: Çok yorulmak Mâde: Başka, diğer. “Bundan mâde: bundan başka” Mahat: Evlerde duvar kenarlarına oturmak için tahtadan yapılmış yer. Mane vermek: Kusur aramak Mengurde: Büyükbaş hayvanları bağlamak için ağaçtan yapılmış “U” biçimindeki alet Mıncımah: Cıvımak Nazlım: Uysal. Nazlım: Yaramaz olmayan Neyce: Çok iyi Nörüyon: Ne yapıyorsun, nasılsın? Oğürsemek: İneklerin boğaya gelmesi Onart: Düz, ön Öhlez: Cılız, korkak Ötâçe: Öte geçe, ırmağın diğer tarafı. Ötânner: Geçen gün Öynük: Önlük Pağ: Ören yeri Pahıl: Cimri Partal: Mübalağa, abartı. Pıskırmah: Hapşırmak Pinlik, pinnik: Kümes Pöçük: Kenar Puhari: Baca Punar: Pınar, çeşme Pürçekli: Havuç Salahana: Aylak aylak gezen, Başıboş dolaşan Sekumeç: Sek sek oyunu. Seten: Bulgur döğme taşı Sinen bidik: Saklambaç Soharıç: Yemek sosu Suğumah: Somurtmak Suğumak: Somurtmak Süflü: Perişan Sümsüm: Sümsük, uyuşuk Süyüm: Göz kararı uzunlukta alınan ve iğneye takılan iplik Şeremet: Hızlı, çabuk Tavatir: Tevatür, yaygın söylenti Tezmek: Kaçmak Tısga: Soğan tohumu Tohaç: Çamaşır yıkarken çamaşırları dövmeye yarayan tahta alet Tump: Tarla sınırı Tusmah: Eğilmek Umsunuh: Umulan bir şeyin olmaması sonucu düşülen umutsuzluk hali Üçün, üçür: İçin Üvendere: Ucunda “modul” denilen bir çivi bulunan ve öküzlere yön vermek için kullanılan uzun sırık Vargel: Kilim dokumada kullanılan bir alet Yağarn: Sırt Yeğni: Hafif Yozucu: Düğünlerde düğüncülerin geleceğini kız evine haber veren kimse Yuha: 1-Yufka 2- Sığ Yunmak: Yıkanmak Yüzünguylu: Aşağıya doğru Zahar ki: Belli ki, herhalde Zelve: Öküzleri bağlamaya yarayan ağaç ya da demirden yapılan alet Zılgar: Devamlı gezen Zopa: Sopa
|